DÜŞÜNCELER?
5. Bu Yazı, Cevap Vermek İçin Değil; Birlikte Düşünmek İçin Yazılmıştır.
Uzun zamandır içimde büyüyen ve artık susmak istemeyen bir sessizlik var. Dışardan bakıldığında her şey normal gözüküyor. Her sabah insanlar işlerine gidiyor, dünyada her beş saniyede bir çocuklar doğuyor ve ölüyor, okula başlayanlar, mezun olanlar, şehirler nüfusu karşılamak için büyüyor, teknolojiler gelişiyor, her gün yeni binalar yükseliyor. Haberler birbirini kovalıyor, Demokrasi adı altında seçimler yapılıyor, savaşlar başlıyor, savaşlar bitiyor. Hayat, sanki her şey olması gerektiği gibi büyük bir düzen içinde akmaya devam ediyor.
Ama ben giderek bu düzenin içerisinde daha fazla soru ve sorun görmeye başladım. Bilmiyorum sorun Dünyanın bu kadar karmaşık olması mı, yoksa bizim bu karmaşıklığın temelinde yatmamız ve görmezden gelmeye alışmış olmamız mı?
Çocukluğumuzdan beri bizlere çok fazla şey öğretildi. nasıl oturup kalkılması gerektiği, hangi davranışların doğru, hangilerinin yanlış olduğu, hangi değerlere sahip olmamız gerektiği söylendi, ahlak üstüne nutuklar atıldı. Hangi bayrağın altında yaşayacağımız, hangi dili konuşacağımız, hangi tarihi bileceğimiz, hangi gelenekleri sürdüreceğimiz öğretildi bizlere.
Bunların önemli bir kısmı, birlikte yaşayabilmemiz için gerekliydi. Fakat bize kimse soru sormayı öğretmedi. Hep cevaplar üzerinden gidildi. Ve ben soruyorum "Bütün bunların ötesinde sen kimsin?" Lise yıllarından beri düşündüğüm şey bu "Ben kimim?" bu önemli bir soruydu çünkü; Toplumun bize biçtiği veya hakkımızda söylediklerinden sıyrıldığımızda geriye bizden kalan neydi?
Mesleğimiz mi? İnancımız mı? Milliyetimiz mi? Düşüncelerimiz mi? Anılarımız mı? Yoksa bu basit kelimelerle anlatılamayacak başka bir şey mi?
Küçüklüğümden beridir gecelere olan özlemim bir başkadır. Uykusuz geçirdiğim ya da zihnimin dolu olduğu durumlarda pencereden veya balkondan üzerinde sim gibi parıltılar olan gökyüzüne bakardım.
Düşünsenize milyarlarca gezegen... Hiç durmadan genişleyen bir evrenden bahsediyoruz. Ve biz koskoca evrende sadece bir toz tanesiyiz. Bu düşünce sayesinde kendimi hem küçük hem de daha özgür hissediyorum. Küçük derken yanlış anlaşılmasın evrenin karşısında ne kadar sınırlı bir alanı kapladığımdan bahsediyorum. Ve bu kadar büyük bir evrende, birbirimize üstünlük kurmak için harcadığımız çabanın ne kadar anlamsız göründüğünü fark ediyorum.
Tam bu esnada başka bir soru takılıyor aklıma: Neden Varız?
Ben kimim? sorusu gibi tarihte birçok düşünürün anlamlandıramadığı bir soru. Birçok Din, filozof ve bilim buna farklı cevaplar verdi. Sanat ise bazen tek bir resimle ya da tek bir şiirle, kelimelerin anlatamadığını yüreklerde ve akıllarda hissettirdi. Fakat bu kadar cevaba rağmen Bir Tanrı var mı?
Varsa neden kendisini bu kadar farklı şekillerde anlamaya çalışıyoruz?
Neden aynı hakikati arayan insanlar, bazen birbirlerinden bu kadar uzaklaşabiliyor?
Neden inanç veya inançlarımız, insanı iyiliğe yaklaştırması gerekirken kimi zaman ayrışmanın nedeni olabiliyor?
Bunlara kesin olarak verebileceğim bir cevabım yok.
Evet! Bazen her şeyi bilmek ve cevaplandırmak zorunda değilsinizdir bu hayatta. İnsanların en büyük yanılgısı, cevapları olduğuna inanmasıdır.
Oysa tarih tam tersini söylüyormuş gibi geliyor.
Kesin doğrular adına savaşlar yapıldı.
Kesin doğrular adına insanlar susturuldu.
Kesin doğrular adına kitaplar yakıldı.
Kesin doğrular adına insanlar birbirini düşman ilan etti.
Belki sorun, sorularımız da değildi.
Belki sorun, cevaplarımızın değişmez olduğuna inanmamızdı.
Ben artık kesin cevaplardan çok, dürüst soruların peşinden gitmek istiyorum sanırım. insanı yeni bir düşünceye götürebilen sorular. Ama sorgulanmayan bir cevap, bazen bütün bir ömrü sabit bir yerde tutabilir. Bana öyle geliyor ki hayat, yalnızca nefes almak demek değildir ve olmamalı. Hayat her şeye rağmen şaşırabilmektir, merak edebilmektir, koşulsuz sevebilmektir, öfkelenebilmektir, mutlu olabilmektir ve en önemlisi yanıldığını kabul edebilmektir. Hayat yaşamaktan zevk alabilmektir.
Çocukken babalarımız ve annelerimize sorduğumuz ve onları bazen çileden çıkartığımız neden? Sorusunu onların yaşına geldiğimizde hala daha sorabilmemizdir. En büyük özgürlük, herkes gibi düşünmek zorunda olmadığını fark etmek ama bunu fark ederken kendin gibi düşünmeyen insanların da aynı gökyüzünün altında senin kadar yaşama hakkına sahip olduğunu kabul edebilmektir...
Çünkü bu dünya hepimize ait. Benden sonraki doğacak nesillere de. Ve belki henüz keşfetmediğimiz bütün ihtimallere de. Ben artık korkuyla kurulmuş bir dünyanın yorucu olduğunu düşünüyorum.
İnsanların birbirinden korktuğu…
Farklı düşüncelerden korktuğu…
Sorulardan korktuğu…
Hata yapmaktan korktuğu…
Sevmekten korktuğu…
Bu korkuların üzerine inşa edilen hiçbir medeniyet, gerçek anlamda huzurlu olamaz.
Sizi bilmem ama ben başka bir dünya hayal ediyorum.
İnsanların aynı olmak zorunda olmadığı...
Ama birbirini insan olduğu için değerli gördüğü...
Bilimin, insanın ufkunu genişlettiği...
Sanatın, kalbini incelttiği...
Felsefenin, kibri azalttığı...
İnancın ya da inançsızlığın ise insanın vicdanını büyüttüğü bir dünya... Hepimizin cevapları olabilir ama önemli olan cevaplarımızı hangi ahlak çerçevesi içerisinde yaşadığımız.
Belki hiçbirimiz hayatın nihai anlamını öğrenemeyeceğiz. Evrenin bütün sırlarını öğrenemeyeceğiz, ya da ölümün arkasındaki gerçeği ama bütün bunlar, iyi bir insan olmaya çalışmamız için bir engel değil. Tam tersine Kesin olarak bilemediğimiz bir hayatın içinde, yine de iyiliği seçebilmekte… Yine de merhameti koruyabilmekte… Yine de adalet için ayağa kalkabilmekte… Yine de bir yabancının acısını kendi acımız gibi hissedebilmekte…
Bizi hayvanlardan ayıran en önemli şey budur belki de...

