DÜŞÜNCELER?
1. “DAHA İYİ BİR DÜNYA İDEALİ”
Tam iki buçuk ay oldu sanırım uzun uzadıya yazmadığım. Filmler ve köşe yazılarımdan bağımsız; geçen ay yayınladığım stoktandı diyebilirim. Son köşe yazımı okuduysanız eğer son bir aydır iyi olmadığımı anlamışsınızdır. Arada bir moralim düzelsede çokda birşey fark etmedi. Bu süre zarfınca düşüncelere hapis ettim kendimi dünyanın gidişatına dair haberleri okurken, sosyal medyada insanların birbirine nasıl davrandığını izlerken ya da günlük hayatın telaşı içinde kaybolurken o soru geldi aklıma: İnsanlık olarak gerçekten ilerledik mi?
Bu soru kestirilip atılacak gibi gözükebilir; hatta “evet” inanılmaz derecede ilerledik çünkü bugün, geçmiş kuşakların hayal bile edemeyeceği teknolojilere sahibiz. Birkaç saniye içinde dünyanın öbür ucundaki bir insanla iletişim kurabiliyor, milyonlarca kitaba saniyesinde ulaşabiliyor, hastalıkları teşhis edebiliyor ve karmaşık problemleri saniyeler içerisinde çözebiliyoruz. Günümüzde bilgiye erişim hiç olmadığı kadar kolay, üretim kapasitemiz hiç olmadığı kadar yüksek diye cevap verebilirsiniz.
Fakat ilerlemekten kastımız sadece teknoloji ve bilim mi? sadece bu iki kıstasla ilerlemekten söz edebilirmıyız?
İnsan okudukça, bilgi arttıkça bilgelik de artıyor mu? Daha güçlü ve entellektüel hâle gelirken daha anlayışlı da olabiliyor muyuz? Hiç olmadığı kadar birbirine bağlantılı bir dünyada yaşarken birbirimizi gerçekten daha iyi tanıyor muyuz?
Bu soruların kesin cevapları yok belki. En azından sorgulayan ve düşünen benken cevabını size veremem. Bu yüzden önemliler benim için. Sokrates’in ideal devlet fikri gibi bende ideal dünya fikrini düşünüyorum uzun süredir.
İnsanlık tarihi büyük başarıların olduğu kadar, büyük hatalarında tarihidir. Diktiği ağacı yok eden yine insandır. Aynı tür, hem sanat eserleri yaratmış hem savaşlar çıkarmış, hem bilim üretmiş hem önyargılar geliştirmiştir. Bir yanda insan hakları, demokrasi ve özgürlük mücadeleleri; diğer yanda ayrımcılık, sömürü ve şiddet. Herkesin bir doğrusu var ama öz eleştiri yapmaktan mahrum. Çelişkiler çelişkiler, insan olmanın karmaşık doğasının getirdiği bir argüman. İnsanların çoğu kendimde dahil hiç olmadığı kadar konuşuyoruz, fakat bazen hiç olmadığı kadar az dinliyoruz. Tahammül seviyemiz mi azaldı. Okuduklarımızdan dahi bir şey anlamıyoruz, okumak için okuyoruz. Belki de daha iyi bir dünya arayışı, yeni teknolojiler geliştirmekten ya da daha büyük şehirler kurmaktan önce: İnsanın kendisini ve karşısındaki insanı yeniden anlamaya çalışmasında yatmaktadır. Medeniyetlerin oluşturduğu kurum, kuruluş ve toplumsal yapılar neticede insanın eseridir. Bizim eserimiz, kendi ellerimizle kurduklarımızı kendi ellerimizle yok ediyoruz.
Eğer insan kendi korkularını, önyargılarını, eksikliklerini ve hırslarını sorgulamazsa, kurduğu sistemler de bu eksiklikleri taşımaya mahkum olur. Daha adil bir dünya istemek, önce adalet kavramını anlamaya çalışmayı gerektirir. Daha huzurlu bir dünya istemekse, huzurun yalnızca dış etmenlerden sağlanmasından ziyade, insanın iç dünyasıyla ilgili olduğunu kabul etmeyi gerektirir.
Bu sayıda hazır cevaplar beklemeyin. Okuyacağınız paragraflarda bir ideolojiyi, bir siyasi görüşü ya da tek bir doğruyu savunmayacağım. Bunun yerine bazı temel soruları ve sorunlarımızı dile getirip, sizinle birlikte düşünmeye çalışacağız. İnsan nedir? Birlikte yaşamak ne anlama gelir? Mutluluk neden bu kadar zor elde edilir? Teknoloji bizi nereye götürüyor? Ve bütün bunların sonunda, nasıl bir dünya hayal ediyoruz?
Daha iyi bir dünya’nın, önce onu hayal edebilen insanların zihninde kurulduğuna inanıyorum. Ve sizi düşüncelerim, sorularım ve sorgulamalarımla dolu bir yolculukla baş başa bırakıyorum.
Keyifli okumalar...

