DÜŞÜNCELER?

3. “Farklılıklarımızla Yaşayabilmek?”

Birlikte yaşamak, yalnızca fiziksel olarak aynı coğrafyayı paylaşmak anlamına gelmez. Birlikte yaşamak, farklı düşüncelere, farklı inançlara, farklı yaşam biçimlerine ve farklı hayat hikâyelerine rağmen ortak bir yaşam alanı oluşturabilmektir. Medeniyetin gerçek ölçütlerinden biri budur.

Ama birlikte yaşayabilmemiz için saygı gerekmez mi? Peki saygı deyince biz ne anlıyoruz?Aklımıza gelen kavram ne?

Saygılı olmamızı etkileyen etmen karşı tarafın yaşımı? Yoksa tecrübesi mi? Kime sorsam herkes birbirine saygılı sözde; o şöyle giyinebilir, buna inanabilir diyor ama bakışlarıyla, konuşmalarıyla sürekli bir tahakküm altında tutuluyorsunuz. Saygı, herkesle aynı fikirde olmak ya da aynı düşünceyi paylaşmak demek değildir. Karşımızdaki insanın, bizimle aynı düşünmese bile onurunu, haklarını ve varlığını kabul edebilmektir gerçek saygı. İnsanların düşünme hürriyetini savunmak toplumun temel göstergesidir. En azından ben böyle düşünüyorum. Bunu kavrayabilirsek yepyeni bir dünya kurabiliriz.

Eğer tarihe bakarsanız Kalıcı medeniyetler, farklılıkları yönetebilen ve çeşitliliği zenginlik olarak görebilen toplumlar tarafından inşa edilmiştirler. Farklı kültürlerin, dillerin ve inançların bir arada yaşayabildiği dönemler, tarihin en üretken zamanları olmuştur. Yeni fikirler çoğu zaman, farklı bakış açılarına sahip insanların bir araya gelmesiyle ortaya çıkar.

Ancak karşımızdakine saygı duymak, açık görüşlü bir şekilde her söyleneni ya da her ortaya atılanı doğru kabul etmekle karıştırılmasın lütfen. Açık görüşlü saygı duymaktan kast ettiğim kendi düşüncelerimizin de yanılabilir olduğunu kabul edebilme cesaretidir. Hayat’ta hiçbir şey dört dörtlük olamaz elbet ama daha iyi bir dünya için birlikte yaşayabilmemiz için bu gözle bakılmasının doğru olduğunu düşünüyorum. Neticede demokrasininde gerekliliği bu değilmi?

Birbirimizi değiştirmeye çalışmaktan önce birbirimizi anlamaya çalışmalıyız. Kimsenin onayına ihtiyacımız yok! zaten neden olmak zorunda ki? onaylanmak istemiyorum anlaşılmak istiyorum.

Çıkarcılığın ve bencilliğin olmadığı içten ve samimi duygularla iletişim kurabilen insanların olduğu bir dünya... çocukların silahla, şiddetle, dinsel dogmalarla, ataerkil aile yapısıyla büyümediği; kitapla, kalemle, sanatla, sevgiyle, saygıyla ve en önemlisi özgür düşünceyle büyüyebildiği bir dünya... adaletin sopasının tek bir kişinin elinde olmadığı bilinçli daha adaletli ve aydın bir dünya... hayatta paradan ve mevkiiden daha önemli şeyler olduğuna inanan bir dünya... farklılıklarıyla birbirini kucaklayan bir dünya.

Elbette bunun gerçekleşme olasılığı çok düşük. Ancak bir hayalle başlar her şey. Belki bir gün, belki bin gün, belki de onbin yıl sonra ama elbet bir gün...

Önceki Sonraki