Babil ve Babil Mitolojisi

Zamanla yok olmak
Pieter_Bruegel_the_Elder_-_The_Tower_of_Babel_(Vienna)
8 / 8

8. Zamanla yok olmak

Babil, uzun yüzyıllar boyunca Mezopotamya’nın en güçlü ve en görkemli şehirlerinden biri oldu. Hukuku, mimarisi, mitolojisi ve ticaret ağıyla çağının ötesine geçen bu kent, bir anda değil; yavaş, çok katmanlı ve kaçınılmaz bir süreç sonunda tarih sahnesinden çekildi. Babil’in yıkılışı, tek bir savaşın ya da tek bir kralın hatasının değil, iç ve dış etkenlerin birleştiği uzun bir çözülmenin sonucudur.

Babil’in zayıflamasındaki en önemli etkenlerden biri siyasi istikrarsızlıktı. Özellikle II. Nebukadnezar’ın ölümünden sonra taht kavgaları, kısa süreli krallıklar ve saray entrikaları merkezi otoriteyi ciddi biçimde sarstı. Güçlü liderliğin yerini kararsız yönetimler aldığında, Babil gibi çok uluslu ve çok kültürlü bir imparatorluğu ayakta tutmak giderek zorlaştı. Bir diğeri ise imparatorluğun aşırı büyümesiydi. Babil, farklı halkları, inançları ve gelenekleri bünyesinde barındırıyordu. Bu çeşitlilik bir güç olduğu kadar, zayıf yönetim dönemlerinde bir kırılganlığa da dönüştü. Uzak eyaletlerdeki isyanlar, merkezin askeri ve ekonomik kaynaklarını tüketti. Vergi yükü arttıkça halkın devlete olan bağlılığı zayıfladı.

Ekonomik sorunlar da çöküş sürecini hızlandırdı. Babil ekonomisi büyük ölçüde tarıma ve ticarete dayanıyordu. Sulama sistemlerinin bakımının aksaması, kuraklıklar ve tarımsal verimliliğin düşmesi, şehirde refahın azalmasına yol açtı. Ekonomik güç zayıfladıkça, Babil’in görkemli yapıları bile artık eski ihtişamını sürdüremez hâle geldi.

Dış tehditler ise bu çözülmeyi kaçınılmaz sona taşıdı. MÖ 539 yılında Pers Kralı II. Kyros, Babil’i neredeyse direnişle karşılaşmadan ele geçirdi. Bu durum, şehrin askeri gücünün ne denli zayıfladığını açıkça gösterir. Persler, Babil halkına dini özgürlükler tanıyarak ve yerel düzeni büyük ölçüde koruyarak kenti yönetimleri altına aldılar. Böylece Babil, yıkılmaktan çok yutuldu; bağımsızlığını kaybetti ama varlığını bir süre daha sürdürdü.

Zamanla Babil, siyasi merkez olma özelliğini tamamen kaybetti. Ticaret yollarının değişmesi, yeni güç merkezlerinin ortaya çıkması ve Mezopotamya’nın eski önemini yitirmesiyle şehir giderek terk edildi. Helenistik dönem ve sonrasında Babil, geçmişinin gölgesinde kalan bir hatıraya dönüştü. Babil, bir gecede yok olmadı, zamanın içinde yavaş yavaş dağıldı. Ve geriye, insanlığa derslerle dolu bir miras bıraktı...

Babil’i bu sayıda bir efsane olarak değil, bir insanlık deneyimi olarak ele aldık. Çünkü Babil; yalnızca kralların, tanrıların ya da görkemli yapıların hikâyesi değildir. O, düzen kurmaya çalışan, doğayı anlamaya uğraşan ve geleceği kontrol etmek isteyen insanın hikâyesidir. Kanunlarıyla adaleti sağlamaya çalıştı, mitolojisiyle evreni anlamlandırdı, bilgiyi tabletlere kaydederek zamana karşı direnmek istedi. Babil’in gücü de zayıflığı da buradaydı. Yükselişi gibi yıkılışı da insanîydi. Bugün Babil’den geriye kalanlar, bize şunu hatırlatıyor, uygarlıklar yalnızca fetihlerle değil; düşünceyle, bilgiyle ve ortak hafızayla var olur. Aynı şekilde, ihmal edildiğinde ya da durduğu yerde kaldığında yok olmaktan başka çaresi yoktur. Bugün Babil’e baktığımızda geriye kalanlar yalnızca harabeler değildir. Onun mirası, kullandığımız takvimlerde, yazdığımız yaslarda, anlattığımız hikâyelerde yaşamaya devam eder. Babil, yıkılmış bir şehir değil; hâlâ konuşan bir geçmiştir. Tarihin Pusulasının bu sayısında yönü Babil’e çevirdik. Çünkü geçmişi anlamadan bugünü kavramak, bugünü kavramadan da geleceğe yön vermek mümkün değildir. Babil’in hikâyesi, insanlığın yolculuğunda hâlâ bize yön gösteren bir örnektir. Bir sonraki sayıda görüşmek üzere...

 

KAYNAKLAR: World history encylopedia, Babil Mitolojisi-Leonard William King, Kısa Babil Tarihi-Trevor Bryce, Gılgamış Destanı-T.İş Bankası Yayınları

Önceki