Babil ve Babil Mitolojisi

Hammurabi Kanunları
Akatça dilinde çivi yazısı ile yazılmış olan 282 madde
3 / 8

3. Hammurabi Kanunları

Babil uygarlığının dünyaya bıraktığı en kalıcı miraslardan biri, hiç kuşkusuz Hammurabi Kanunlarıdır. MÖ 18. yüzyılda Babil Kralı Hammurabi tarafından hazırlatılan bu yasa metni, insanlık tarihinin en eski ve en kapsamlı yazılı hukuk belgelerinden biri olarak kabul edilir. İran’ın güneybatısında, bir zamanlar Elam krallığının başkenti olan antik Susa kentinin kalıntılarında kazı yapılırken gün yüzüne çıkartılan kitabe, Bugün Paris’te Louvre Müzesi’nde sergilenen ünlü bazalt stel üzerinde yer alan 2.2 metre yüksekliğinde yer alan kitabe, yalnızca hukuk tarihinin değil, devlet düşüncesinin de temel taşlarını döşemiştir.

Muhtemel 282 maddeden oluşan Hammurabi Kanunları, toplumun hemen hemen her alanını kapsamaktadır. Mülkiyet, ticaret, borç ilişkileri, aile hukuku, evlilik, miras, kölelik, işçi ücretleri, doktorların sorumlulukları ve cezai yaptırımlar ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bu yönüyle kanunlar, Babil toplumunun günlük yaşamını adeta satır satır gözler önüne serer.

“Güçlünün zayıfı ezmemesi, yetimlerin ve dulların haklarının verilmesi için bu değerli açıklamalarımı kitabeme yazdırdım ve arazilerle ilgili yargı ve kararların alınması ve acizlerin haklarının korunması için bu kitabeyi Anu ve Enlil’in kutsadığı Babil kentindeki, temelleri gökyüzü ve yeryüzü kadar sağlam olan Esangila tapınağının içinde yer alan, adaleti temsil eden heykelimin önüne koydurdum.”

(Hammurabi Kanunları’nın son bölümünden)

En çok bilinen ilke, kuşkusuz “kısasa kısas” anlayışıdır. “Göze göz, dişe diş.” Birinin gözünü çıkaran kişinin gözünün çıkarılması, kemiğini kıranın kemiğinin kırılması öngörülür. Ancak bu ilke, mutlak eşitlik anlamına gelmez. Cezalar, kişinin toplumsal statüsüne göre değişir. Özgür bir yurttaşa verilen zarar ile bir köleye verilen zarar aynı şekilde cezalandırılmaz. Bu durum, Babil toplumunda hukukun var olduğunu, fakat eşitlik fikrinin gelişmediğini açıkça göstermektedir.

Kanunlardan öğrendiğimiz bir diğer önemli unsur toplumdaki hiyerarşi konusunda bilgi vermesidir. Awilum sınıfı “Özgür insan” anlamına gelen ve katipler, meslek sahipleri, sanatçılar ve zanaatkarları kapsamaktaydı. Aynı zamanda bu sınıf kendi içerisinde sınıflara ayrılıyordu. bu kişilerin çoğu sarayla yakın ilişkiler içerisinde idi ve Yeteneklerinden çok kralın kişisel değerlendirmesine göre yüksek makamlara atanabiliyorlardı. Ancak bu sınıfı Roma’daki gibi aristokrat değil, ayrıcalıklı bir grup olarak görmek daha doğru olur. Awilum sınıfı ailelerine devlet tarafından arazi tahsis ediliyor ve karşılığında yetiştirdikleri ürünlerin bir kısmını saraya sunmak zorunda kalıyorlardı. Bu araziler babadan oğula geçmekteydi. Ayrıca Awilum sınıfı, özgür ama daha alt tabakadan olan Meşkenum sınıfına ait vatandaşlara topraklarını kiralayabiliyorlardı.

Meşkenum sınıfı toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan ve geçimini büyük çapta kendince sağlamaktaydı; ya tarım işçisi olarak çalışıyor ya da Awilum’dan veya saraydan kiraladığı araziyi işliyordu. uzun süren kuraklık durumları veya başka sebeplerden dolayı meşkenum zor zamanlar geçiriyordu. Geçimini sağlayamıyor, borca girebiliyor, kirasını ödeyemez duruma düşebiliyordu. Buna karşın topraklarına karşılık kredi alabiliyorlardı ancak faizler son derece yüksekti. Borçların ödenemediği dönemlerde, eğer vaziyet genel olarak sıkıntılı ise kral borçlerı affedebiliyordu, ancak durum böyle değil iken borçlu kişi kendini veya ailesini alacaklıya köle olarak satabilirdi. Muhtemelen bu muşkenum’un sıklıkla yaşadığı bir durumdu.

Toplum hiyerarşisinin en alt tabakasını oluşturan sınıf ise; birçok antik uygarlık ve ortağ çağ devletinde olduğu gibi kölelerdi. Erkek köleler “wardum” kadın köleler “amtum” olarak tanımlanmaktaydı. bu zümre borcunu ödeyemediği için köle sınıfına düşmüş, tüccarların Babil dışından satın aldığı veya askeri seferlerde savaş esiri düşen kimselerden oluşmaktaydı. Sonradan köle olan babil vatandaşları muhtemelen evlerde çalıştırılıyordu. savaş esirleri maden veya kamu inşaatları gibi ağır işlerde, saçları kesilen özel kölelerde un değirmenleri ve ev işlerinde çalıştırılıyordu. köle durumuna düşen babilliler belirli bir zaman sonra özgürlüklerine kavuşabilmekteydi. Ancak savaş esirleri ve ithal köleler o kadar şanslı değildi. Çocukları dahil ömürleri boyunca köle olarak kalıyorlardı. Ayrıca kanunlar kaçmaya çalışan köleler için ve onları saklayanlar içinde ağır cezalar öngörüyor ve yakalayıp teslim edenleri ödüllendirmektedir.

Hammurabi Kanunları, hemen hemen toplumun çoğu kesiminin haklarını savunan metinler olsa da, aynı zamanda bir propaganda metnidir. Kral, metnin sonunda uzun bir beddua bölümü ekleyerek, kanunlara zarar veren ya da onları değiştirmeye kalkışan yöneticileri tanrıların gazabıyla karşı karşıya kalacaklarını belirtmektedir. Bu da yasaların yalnızca hukuk değil, siyasal meşruiyet aracı olarak da kullanıldığını gösterir.

Bugün Hammurabi Kanunları, modern hukuk sistemleriyle doğrudan aynı olmamakla, eşitlikten uzak, sert ve sınıfsaldır. Ancak geri kalmışlığının aksine tarihsel önemi tartışılmazdır. Çünkü bu metin, tarihte ilk kez Hukukun yazılı hâle getirildiği, Devlet otoritesinin kurallarla sınırlandığı, Adalet fikrinin kamusal bir ilke olarak tanımlandığı bir dönüm noktasını temsil eder.

Önceki Sonraki