Rus Çarlığı – İmparatorluktan Devrime
2. Moskova Knezliği’nden Çarlığa - 1
Çarlık Rusyası’nın kökleri, Orta Çağ’ın parçalı Slav prensliklerine, Moğol egemenliğine ve Moskova’nın yavaş ama kararlı yükselişine dayanır. Bu süreci anlamadan Çarlık Rusyası’nın otoriter yapısını kavramak mümkün değildir.
Slavlar, Kiev Rusya’sı Ve Dağılış
Slavların Hind-Avrupa menşeli kavimlerle aynı ırktan oldukları antropolojik ve dil araştırmaları ile kanıtlanmıştır. VI.yüzyıl Bizans kayıtlarıyla, IX.-X. yüzyıl Arap kaynaklarından elde edilen bilgilere göre “sarışın” bir kavim oldukları bilinmektedir. Bu elde edilen antropolojik bulgularla, Slavların German, yani şimal ırkına yakın oldukları tespit edilmiştir. Buda zamanla slavların Hind-Avrupa kavimlerinden ayrıldıklarını göstermektedir. Doğu Slavlar, batı Rusya'ya (yaklaşık olarak modern Moskova ve Saint-Petersburg arasında kalan bölge) iki dalga halinde yerleştiler. Biri Kiev'den günümüz Suzdal ve Murom'una doğru, diğeri Polotsk'tan Novgorod ve Rostov'a doğru olan bölge.
Göktürk devletinin kuruluşundan bir süre sonra Avarların bir kısmı İdil(Volga) nehrini aşarak Avrupaya geçmiş ve 570 yıllarına doğru büyük bir imparatorluk kurmuştu. Bu yüzden Slavlar uzun zaman Avar hakimiyetinde kalmışlardı. Avarların tarih sahnesinden çekilmesi ile Doğu Slavları ikinci bir Türk kavmi olan Hazarların hakimiyetine girmiştir. 9.yüzyıla gelinmesiyle Doğu Slav kabilelerinin birleşmesiyle ortaya çıkan Kiev Rus Devleti, Rus siyasi geleneğinin ilk büyük örgütlü yapısı olarak kabul edilmiştir. Kiev merkezli bu devlet, Bizans ile ticari ve kültürel bağlar kurmuş, 988 yılında Ortodoks Hristiyanlığını kabul ederek Rus kimliğinin dini temelini atmıştır.
Ancak 13. yüzyılda gelen Moğol istilası, bu siyasi yapıyı kökünden sarsmış ve 1240’ta Kiev’in düşmesiyle Rus toprakları, Altın Orda Devleti’nin egemenliği altına girmiştir. Bu dönem, Rus tarihinde “Moğol-Tatar-Türk Boyunduruğu” olarak anılır. Yaklaşık iki buçuk yüzyıl süren bu egemenlik, Rus siyasal kültürünü derinden etkilemiştir.
Moğol Etkisi ve Merkeziyetçilik
Altın Orda Devleti, önceki devletlerin aksine Rus prensliklerine doğrudan müdahale etmeyi tercih etmedi ve vergi sistemine dayalı bir kontrol mekanizması kurdu. Yerel prensler, Moğol valileri ve Moğol hanına bağlılık yemini ederek, Moğol hanından aldıkları “yarlık” (yetki belgesi) ile yönetimlerini sürdürdüler. Bu sistem, zamanla vergi toplama ve idari kontrol konusunda deneyim kazanan bazı prensliklerin güçlenmesine zemin hazırladı.
Moskova’da, başlangıçta küçük ve önemsiz bir prenslikti. Ancak stratejik konumu, ticaret yollarına yakınlığı ve Moğollarla kurduğu pragmatik ilişkiler sayesinde çevre prensliklerin aksine giderek güç kazandı. Moskova prensleri, vergi toplama görevini üstlenerek hem ekonomik hem siyasi avantaj elde etti. Böylece rakip prenslikler zayıflarken Moskova giderek güçlenen bir merkez hâline geldi.
III. İvan’la “Üçüncü Roma”
15.yüzyıla gelindiğine Moskova’nın yükselişi doruk noktasına ulaştı. III. İvan (Büyük İvan), 1480 yılında Moğol egemenliğine fiilen son vererek Rus topraklarını bağımsızlaştırdı ve Knezlik Rus çarlığı adını aldı. III. İvan askeri bağımsızlık’la birlikte, Moskova’yı yeni bir ideolojik merkez konumuna getirdi. Bizans İmparatorluğu’nun 1453’te Osmanlı tarafından yıkılmasının ardından Moskova, kendisini Ortodoks dünyasının yeni lideri olarak görmeye başladı. Bu anlayış, “Moskova Üçüncü Roma’dır” düşüncesiyle lanse edildi. Roma düşmüştü, Konstantinopolis düşmüştü, artık gerçek Hristiyanlığın merkezi Moskova idi. Bu ideoloji, Rus çarlarının kendilerini yalnızca siyasi bir lider olarak değil, kutsal bir misyonun taşıyıcısı olarak görmelerinide beraberinde getirdi.

